Koçluk Odasında Sessiz Bir Devrim: Epistemik Adaletsizlikten Kaçınmak

1024 819 Elgiz Henden

Koçluk Odasında Sessiz Bir Devrim: Epistemik Adaletsizlikten Kaçınmak

Bir koç olarak görüşmede kendinizi hiç şöyle bir iç sesle yakaladınız mı: “Müşterim DEHB’li olduğu için zamanı yönetemiyor, ona acilen doğrusal bir planlama öğretmeliyim” ya da “Aslında ne yapması gerektiğini biliyorum ama doğru soruyu sormaya çalışıyorum.” Eğer bu ve benzeri düşünceler zihninizden geçtiyse, farkında olmadan koçluk mesleğinin en görünmez ve en derin etik ihlallerinden birinin eşiğine gelmiş olabilirsiniz: Epistemik Adaletsizlik.

Epistemik Adaletsizlik Nedir?

Filozof Miranda Fricker, Epistemic Injustice: Power and the Ethics of Knowing (2007) adlı eserinde, bu kavramı iki ana başlıkta inceler. Koçluk odasında bu iki başlık iki farklı şekilde karşımıza çıkar:

  1. Tanıklık Adaletsizliği

Bir müşterinin aktardığı bilgiye, kimliğinden veya nöro-tipinden dolayı önyargıyla yaklaşarak hak ettiği güveni vermemektir.

  • Koçlukta Nasıl Görülür? DEHB’li bir müşteri görüşmeye gelip “Ben odada yürürken veya resim çizerken sizi daha iyi duyabiliyorum ve odaklanabiliyorum” dediğinde, koçun içten içe “Bu aktif dinleme kurallarına aykırı, göz teması kurmalı ve hareketsiz durmalı” diye düşünerek müşterinin bu birinci elden bilgisini geçersiz saymasıdır. Çoğu zaman bu koçlukta farkında olmadan gerçekleşir.
  1. Yorumsal Adaletsizlik

Toplumsal dilin ve kavramların sadece baskın grup (nörotipik çoğunluk) tarafından üretilmesi nedeniyle, azınlıkta olan bireyin (nöroçeşitli danışanın) kendi sosyal deneyimini anlamlandıracak veya sisteme anlatacak kavramsal araçlardan mahrum bırakılmasıdır.

  • Koçlukta Nasıl Görülür? Geleneksel zaman yönetimi, kariyer istikrarı ve başarı tanımlarının tamamı nörotipik zihinlere göre tasarlanmıştır. Robert Chapman ve Monique Botha’nın (2022) vurguladığı gibi, koç olarak nöroçeşitliliği politik ve ilişkisel boyutuyla anlamadığımızda, müşterinin DEHB kaynaklı “yürütücü işlev zorluklarını” karakter zayıflığı veya tembellik olarak yorumlama tuzağına düşebiliriz. Bu, müşterinin kendi deneyimini doğru kelimelerle ifade etmesini engeller.

Koçlar İçin “Epistemik Adalet” Rehberi

Bir koç olarak görüşme odasında epistemik adaleti sağlamak, “Kimin bilgisi daha değerli?” sorusuna verdiğimiz yanıtta gizlidir. Epistemik adaleti aktif olarak işleten bir koç şu iki altın ilkeyi benimser:

  • Epistemik Tevazu: Sertifikalarımız, unvanlarımız veya akademik derecelerimiz ne olursa olsun, müşterinin kendi sinir sisteminin, kendi bedeninin ve kendi zihin mimarisinin birincil uzman olduğunu peşinen kabul etmektir. Biz genel teorileri biliriz; müşteri ise yaşadığı gerçeği bilir.
  • Sesli İskelet Kurma: Lev Vygotsky’nin dilsel düzenlem teorilerinde belirttiği gibi, DEHB’li bireyler içsel konuşmalarını yapılandırmakta zorlanabilirler. Koçun görevi, müşterinin kendi zihinsel çalışma kılavuzunu keşfetmesi için onun özgün dilini onaylamak, doğrulamak ve soruları onun sinir sisteminin ritmine göre esnetmektir.

ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) Etik Kodları ve Temel Yetkinlikleri çerçevesinde, nöroçeşitli (özellikle DEHB’li) bireylerle çalışırken “Epistemik Adaletsizlikten Kaçınmak” kavramı, koçluk ilişkisinin güvencesidir.

  1. Yetkinlik Düzeyinde Epistemik Adalet

Yetkinlik 2: Koçluk Zihniyeti Geliştirme

Bu yetkinlik, koçun kendi öğrenme ve gelişim sürecinden sorumlu olmasını ve danışanın merkezde olduğu bir zihniyeti korumasını gerektirir. Koç, DEHB veya diğer nörodiverjan durumlar hakkında toplumsal ya da geleneksel literatürden gelen “eksiklik, bozukluk, düzeltilmesi gereken davranış” kalıplarını Koçluk odasının dışında bırakmakla yükümlüdür. Müşterinin kendi zihinsel işleyişine, odaklanma sürelerine ve bilgi işleme tarzına dair getirdiği beyanları (birinci elden bilgi) mutlak doğru kabul etmek ve bu özgünlüğe saygı duymak bu yetkinliğin doğrudan gereğidir.

Yetkinlik 3: Koçluk Anlaşmalarını Oluşturma ve Sürdürme

Koçluk sürecinin, seansın ve eylemlerin net bir şekilde partnerlik içinde yapılandırılmasını içerir. Hesap verebilirlik ve ilerleme takibi süreçleri tasarlanırken, koç kendi doğrusal planlama yöntemlerini müşteriye dayatamaz. DEHB’li bireylerin yürütücü işlev (işe başlama, zaman algısı, önceliklendirme) farklılıklarını gözeterek; esnek, asenkron, mikro adımlara bölünmüş ve danışanın onayladığı bir takip sistemi kurmak bu yetkinliğin sınırları içindedir.

Yetkinlik 5: Mevcudiyetini Sürdürme

Koçun tamamen odaklanmış, açık, meraklı ve esnek bir şekilde müşteriyle birlikte var olabilme becerisidir. Müşterinin görüşme esnasında daldan dala atlaması (doğrusal olmayan düşünme), hareket etme ihtiyacı duyması veya göz temasından kaçınması durumunda, koçun görüşmenin yapısal formunu müşterinin sinir sisteminin anlık ihtiyacına göre esnetebilmesidir. Müşterinin nörotipik iletişim normlarına uymaya zorlamamak, mevcudiyet yetkinliğinin tam olarak uygulanmasıdır.

Koç olarak aklınıza bu açıklamalardan sonra birkaç soru gelebilir.  Nöroçeşitli bireylerle çalışan bir koç olarak Olası 3 soru önceden düşünüp deneyimler üzerinden cevapladım

Soru 1: “Danışanın her söylediğini ve her yöntemini ‘birinci elden bilgi’ olarak kabul edersem, onun kör noktalarıyla nasıl yüzleşeceğim? Koçluktaki meydan okuma yetkinliğini kaybetmiş olmaz mıyım?”

Epistemik adalet, müşterinin getirdiği her davranışı veya kısıtlayıcı inancı sorgusuz sualsiz onaylamak anlamına gelmez. Aradaki fark “neye” meydan okuduğunuzla ilgilidir.

Eğer müşterinin “Ben bu işi doğrusal bir takvimle/ herkesin yaptığı gibi yapamıyorum” beyanına meydan okuyup onu bir takvime uydurmaya çalışıyorsanız, bu epistemic adaletsizliktir. Ancak müşterinin kendi sistemini kurarken düştüğü içsel sabotaj döngüsüne (örn: Reddedilme Hassasiyeti) ayna tutuyorsanız, bu adaletli bir koçluktur.

Yüzleşmeyi müşterinin kimliğine veya zihin yapısına değil, kendi keşfettiği sistemin içindeki tutarsızlıklara yöneltirsiniz. Soru şuna evrilir: “Geçen hafta zihninin esnek zaman bloklarında daha rahat ürettiğini söylemiştin (bilgiyi doğrulama). Ancak bu hafta tasarladığın eylem planında kendine yine çok katı, saatlik bir kural koyduğunu fark ediyorum. Buradaki geçişi nasıl anlamlandıralım?”

Soru 2: “Kurumsal bir koçluk sürecinde, firmanın nöro-normatif performans kriterleri ile DEHB’li danışanın epistemik özgünlüğü arasında sıkışırsam ne yapmalıyım? Sınırı nerede çizeceğim?”

Bu durum, Chapman ve Botha’nın (2022) bahsettiği nöroçeşitliliğin politik ve ilişkisel boyutunun tam olarak kendisidir. Şirketler genellikle tek bir beyin tipine (nörotipik) göre tasarlanmış yapılardır. Bir koç olarak burada takınacağınız tavır, müşteriyi o “bozuk” sisteme uydurmaya çalışmak (maskeleme yapmaya zorlamak) değil, üçlü anlaşma (koç-müşteri-İK/Yönetici) aşamasında etik sınırı net çizmektir.

Koçluk görüşmesinde müşterinin hedefe ulaşma yöntemindeki (nasıl çalıştığı, ne zaman odaklandığı) epistemik özgürlüğünü korursunuz ve aynı zamanda şirketin beklediği nihai çıktıyı somut bir veri olarak masada tutarsınız. Koçun rolü, danışanın o çıktıya kendi benzersiz işletim sistemiyle, hırpalanmadan ve tükenmişlik yaşamadan nasıl ulaşabileceğini bulmasına ortak olmaktır. Sistemin dayattığı “yöntemi” değil, danışanın ürettiği “özgün stratejiyi” geliştirip doğrularsınız.

Soru 3: “DEHB’li müşteriniz sürekli eylem adımlarını erteliyor ve görüşmeye ‘Yine yapamadım’ suçluluğuyla geliyor. Burada hesap verebilirlik mekanizmasını epistemik adaleti zedelemeden nasıl kurabilirim?”

Eğer müşteri eylemi yapamadığında ona bir “ödevini yapmamış öğrenci”, kendinizi de “müfettiş” gibi konumlandırıyorsanız, geleneksel hesap sorma tuzağına düşmüşsünüz demektir. Nöro-kapsayıcı bir hesap verebilirlik planında koçun rolü, “hesap sormak” değil, müşterinin dopaminerjik sistemine dışsal bir sinir sistemi ortağı olmaktır.

Müşteri eylemi tamamlayamadığında epistemik adaleti işleten bir koç şöyle der: “Eylemi tamamlayamamış olman bu odada %100 kabul gören bir veri. Kendine yüklenmeyi bir kenara bırakırsan, tasarladığımız bu sistemin neresi senin bu haftaki enerjine veya zihin yapına uymadı?” Böylece başarısızlığı müşterinin “kusuru” olarak görmeyi bırakıp, kurulan “sistemin esneklik yetersizliği” olarak yeniden çerçevelersiniz. Hesap verebilirliği doğrusal kurallardan çıkarıp; mikro-adımlara, asenkron kontrollere veya body doubling süreçlerine dayalı dopamin dostu bir yapıya dönüştürebilirsiniz.

Son Söz: Adalet Görüşme Odasında Başlar

Koç olarak bize rehberlik edecek olan şey, epistemik adaletsizlikleri aktif olarak çürütmek ve müşterinin kendi dünyasının birincil uzmanı olarak kendi bilgisini doğrulamak ve kullanmaktır.

Görüşme odasında müşterilerimizi birer “düzeltilmesi gereken tıbbi vaka veya bozuk işletim sistemi” olarak görmeyi bıraktığımızda; onların biyolojik özgünlüklerine saygı duyup, koçluk mikro becerilerimizi onların sinir sistemine göre esnetebildiğimizde, sadece iyi bir koçluk yapmış olmayız. Aynı zamanda, dünyanın tek tipleştirici baskısına karşı koçluk odasında sessiz, şefkatli ve politik bir sosyal adalet devrimi başlatmış oluruz.

Kaynakça

  • Fricker, M. (2007). Epistemic Injustice: Power and the Ethics of Knowing. Oxford University Press.
  • Chapman, R., & Botha, M. (2022). Neurodiversity in Longitudinal Perspective: Biological, Relational, and Political Dimensions.
  • ICF Core CompetenciesCompetency 2: Embodies a Coaching Mindset & Competency 5: Maintains Presence.
Web sitemiz, özellikle 3. taraf hizmetlerinden gelen çerezleri kullanmaktadır.
Detaylar